18 Ocak 2019 Cuma

Sevgiliye özel muhteşem slayt


20 Ocak 2018 Cumartesi

16 Ocak 2018 Salı

4 yıllık aşk...ama acısı bir ömür boyu....



Aslında o kadar emin değilim burada bunu anlatmak belki anlayacaksınız belkide anlamayacaksınız ama genede rahatlayacağımı umuyorum..

 20,01,2000 yıl onu nette tanıdım o zaman liseye giden cıtı pıtı bır kız, bense liseyi yeni bitirmiş bir delikanlı oylesıne sohbetler, derken telefonlar mailler mektuplar ve olan oldu bi internet aşkıydı bu ama başlangıcıda kolay olmadı ve 25.05.2000 ona butun hissettiklerimi soyledım... sadece sana izin veriyorum gir hayatıma diyebilmişti.. cünkü ilkkez bunu yaşıyordu ilkkez bir erkek arkadaşım oldu diyordu. utangaçtı ama konuşkandı. derken hergün görüşmeler. aramızda uzak yollar vardı o kırklarelindeydi bense ankarada. biter çabuk biter die düşünmüştüm.

Yanılmıştım, haftalar, aylar ve derken yıllar ve onu görmeden gecen tam 2 yıl sadece telefonda gecen 2 yıl dayanamadım kalktım gittim en mutlu ınsanı ben olmuştum dünyanın.. sonra okulunu 1. likle bitirdi. üniversite sınavı derken. İ.T.Ü ing. ögret. kazandı. mutluydu onunla birlikte bende mutluydum. herşey çok olağandı çok güzeldi. rabbim bozmasın diye dua ettim cok kere. 2. sınıftaydı ve yanına cagırıyordu gittim 22.12.2003 1 hafta onunla el ele gözgöze heryerdeydik. istanbul bize dar geliyordu neredeyse. ama çabuk bitti o güzel günler ben tekrar ankara yolcusu otobuste bana el sallarken bilemezdim... onu yıllarca goremeyecegımı.. 

Bir şubat akşamıydı bir telefon almıştı birinden benımle alakası olmayan benı sadece telefondan tanıyan birinden. insanın onu boş olunca atması kolay olur derlemiş ya.. ona ne soyledıyse benı aradı.. muthiş boguktu sesi. bişiler anlatıyordu ama anlamamıştım.. çünkü orada ne oldugunu bilemedim ve bitirdi. 05.02.2004.. bitmişti rüyadan uyanmıştım.. bitirmişti herşeyi.. 


Sonra yıllar yılları kovaladı. askerlik, iş , güç derken 4 sene geçti. mart ayıydı 2008 in. dayanamamıştım hasretine ve bir cesaret mail atıverdim. tek istedigim bir kare fotograftı. direndi olmaz dedi. bir sure boyle ınatlaşma ile gitti. sonra birden beni aradı ve konuştuk tekrar konuşmaya başlamıştık. ama yıllar onu çok değiştirmişti. haberlerini alıyordum ortak tanıdıklarımızdan.. öğretmen olmuştu. o hayallerini tamamlamıştı. herşey bir anda oldu işte.. telefon açtım istanbula gelecegimi ve onu görmek istedigimi soyledım önce tereddut etti. sonra kabul.. 13,05,2008 istanbuldaydım.. o sonra bıraktıgımdan beri baya değişmişti. yada bana oyle gelmişti. işlerimi hallettim ve onu aradım. buluştuk.. yıllar onu hiç değiştirmemişti. dilekolay tam 5 yıldır görmüyordum. konuştuk.. onsuz gecen gunleri tek tek söyledim. sucsuz oldugumu soyledım. herşeyi anlattım. ortaköy camiinin hemen yanındaki cafede. birasını içememişti. ben konuştukca gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökülüyordu.. karşısında sıkıyordum kendimi ağlamamak icin.. cunku yılların 5 yılın özlemi vardı. daha faza dayanamamıştım. ellerini tutuverdim. ve gözyaşlarını silerek şunu söyleyebildim. ""SEN ŞİMDİ AGLIYORSUN BEN 4 SENEDİR AGLIYORUM.. ve sen içimde kapanmayan bi yara oldun. her bir damla gözyaşım yarama akmıştı... ama bilemedim gözyaşlarımın tuzu yaramı dahada dağlamıştı.."" bunu soyleyebildim. ve sonra sonrası dunyada en son duyacagımı soyledı bana.. ""seni çok özlemişim" ama ne fayda.. 


Ben ankaraya geldim sanki hayal gibiydi 13,05,2008 ama aradan gecen o zaman o yıllar.. ona kendi hayatını kurdurmuş. cok sevdigi cocuklarıyla mutlu gordum ya onu.. o duzenını bozamadım. beni kollarınla tekrar sar diyemedim. bir sure daha ankarada konuştuk. internet, telefon, derken onu unutmaya çalışıyorum tekrardan. ama ayrılırken son konuşmamızda internetten. şunu anladım sevgisi biten asla göz yaşı dökmezdi. hıckıra hıckıra o aglaması.. son sözü bana şu olmuştu... """seni herşeyden çok sevdim ben" 

EWET BİRTANEM BENDE SENİ HERŞEYDEN ÇOK SEVDİM. VE SEVİYORUM DA

biliyorum oda suan cok uzgun ama ben onu tekrar uzmek ıstemıyorum. yıllar senı hep aynı bıraksın bıtanem... 

YEŞİL GÖZLÜM.. ÖMRÜMÜN VARI.... EY HAYAL...

çok kısada olsa bunu sizlerle paylaşmak en azından altında hala ezildiğim bu yuku bıraz hafifletmek istedim. 

6 Ocak 2018 Cumartesi

Hayallerle yaşamak..Zor bir yaşam öyküsü..

Babam öleli 12 yıl olmuştu ve ben 20 yaşına geldiğimde babasız olmanın acısını artık çok daha iyi anlıyordum.Annemle birlikte küçük ama mutlu bir dünya kurmuştuk kendimize. Mevsimlerden bahardı,sokaklarda parklarda dolaşıyordum.Bu bahar daha bir çoşkulu hissediyordum kendimi. Birçok arkadaş edinmiştim. Mehmet,Can Canı´ın kuzeni Merve ve daha birçoğu...Her gün belirli saatlerde buluşup eğlenceli dakikaler yaşıyorduk. Onlarla o kadar eğleniyordum ki işe dahi gitmiyordum.Yine işe gitmediğim bir günde yalnız başıma dolaşırken arkadaşlarımla her zaman oturduğumuz parkta gördüm onu. O kadar güzeldi ki..Bir süre çevresinde dönüp beni fark etmesini umdum ama bana hiç bakmıyordu. Tam umutsuzluğa kapılmışken son bir cesaretle yanına yaklaştım ve"Oturabilir miyim?" diye sordum. Deniz mavisi gözleriyle bakıp ,küçük bir tebessümden sonra."Oturabilirsiniz" dedi. Kalbim heyecandan deli gibi çarpıyordu.Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Sonra kısık bir sesle,"Adım Vedat," diyebildim. Bana dönüp "Nazlı" dedi. Bir süre sonra telefonlarımızı birbirimize verdikve ayrıldık. Akşam olanları anneme anlattım. Annem gözlerimdeki mutluluğu fark edince çok sevinmişti. Arkadaşları bize davet ettimİlerleyen günlerde Nazlı ile daha sık görüşür olduk. Zaman ilerledikçe ona daha çok bağyaaıyordum. O hayatıma girdikten sonra işe gitmeye bile başlamış,diğerarkadaşlarımla da daha az görüşür olmuştum. Arkadaşlar sitem edince kendimi affettirmeye, onları akşsam yemeğine davet ettim. ve hazırlık yapmak için erkenden evegittim.Anneme arkadaşlarımın geleceğini ve güzel bir yemek yapmak için hazırlığa başlamamamız gerektiğini söyledim. Akşam gelip çatmıştı. Kapı çaldı, hemen koşup açtım.Arkadaşlar gelmişti. Onları salona alıp sofrayı hazırlamak için mutfaktaki anneme yardıma gittim. Sofra hazırlandıktan sonra salona geçip onları içeri çağırdım.Arkadaşlarımı masaya alırken annemin bakşlarındaki korku ve şaşkınlık ifadesine bi anlam verememiştim. Tam arkadaşlarımı tanıtıyordum ki annem büyük bir feryatlamasadan ayrılıp gitti. Olanları bir türlü anlayamıyordum. Arkadaşlardan özür diledim ve yemeğe başladık. Yemeğin ve sohbetin ardından arkadaşlar gitti. Annemin odasına olanları sorduğumda hiç cevap vermedi. Sadece yüzüme bakıp ağlıyordu. Eve gelen misafirAradan 3 ay geçmişti. Arkadaşlarla ve özellikle Nazlı ile görüşmelerimiz iyice sıklaşmıştı.Bir ara anneme sözü Nazlı´dan açıp onunla birbirimizi ne kadar sevdiğimizi ve evlenmek istediğimizianlattım. Annem mutlu olmamdan gülüyordu. Ama gözündeki korkuyu ve acıyı hissedebiliyordum.


 Öbür gün işdönüşü eve geldiğimde bir misafir vardı. Tanıştıkve annem o arada kayboldu. O adam bana tuhaf sorularsorup durdu. 1-2 saat oturduktan sonra annem gelip misafiri yolcu etti.Anneme gelenin kim olduğunu sorduğumdadoktor olduğunu söyledi."Yoksa hasta mısın?" dedim. Annem doktrun benim için geldiğini ve sadece genel birkontrol yaptırmak istediğini söyledi. Sabah erken kalkıp hastaneye gittik ve bir çok testten geçirildim.Bir kaç saat sonra doktor gelip hiçbir şeyimin olmadığını söyledi ve annemi odasına çağırdı.Akşam evegeldiğimde annemin gözleri ağlamaktan şişmişti. Ne olduğunu sorduğumda, "Bir cenazeye gittim,çok etkilendim,"dedi.Artık Nazlı ile hemen hemen her gün görüşüyorduk. Her geçen gün ona olan aşkım içimden taşacak gibi oluyordu.

Eve erkendöndüğüm bir gün misafirler olduğunu gördüm.kimse beni fark etmedi. Mutfağa gidip atıştırırken ister istemez konuşulanlara kulak misafirioldum.Konu bendim ve annemin niye böyle üzgün olduğunu o an anladım. Meğer hastane , doktor hep bu yüzdenmiş.Meğer ben şizofreni hastasıymışıımadını bie bilmediğim bu hastalık beni hayal dünyasında yaşamama neden oluyomuş. Misafirler gidene kadar ortaya çıkmadımAnnem onları geçirince beni arkasında gördü ve "Birşey duydun mu?" der gibi yüzüme bakıyordu. Ona, "herşeyi duydum," dedim.Kadıncağızın gözleri dolmuştu ve bana sarılarak ağladı. Ona üzülmemesini ve kendimi çok iyi hissettiğmi söyledim ama gerçekten korkmuştum.


Bana arkadaşlarımı davet ettiğim gün hasta olduğumu anladığını söyledi. Annemin anlattığına göre benim hiç arkadaşım yoktu. Eve davet ettiğimkişiler tamamen hayal ürünüydü. Annemin hazırladığı sofrada sadece ben oturmuştum ve sanki arkadaşlarım varmış gibi saatlerce o hayali varlıklarla konuşmuştum.Ya Nazlı da hayalse?Hiçbirşey umurumda değildi. Her şey, bütün bir Dünya hayal olabilirdi ama ya Nazlı...Ya o da hayalse? Bu ihtimal beni delirtmeye yetiyordu. Annem birçok ilaç getiriyor ve bunların rahatlamam için olduğunu söylüyordu. Ama ben zaten rahattım. İşten ayrıldım ve aradan 3 gün geçtikten sonra dışarı çıktım. Her zaman gittiğimiz parka gittim.Arkadaşlar yine oradaydı.Aslında belki oradan hiç ayrılmamışlardı.Onlarla konuşurken parktaki diğer insanların alaylı alaylı güldüğü fark ettim.O gülen insanlara,"Siz gerçek değilsiniz!" diye bağırdım.Ama onlar sadece gülüyorlardı.Peşimi bırakmalarını söyledim.Nereye gidersem onlarda benimle beraberlerdi.İlaçlar beni iyice dağıtmıştı.Düşüncelerimi toplayamıyordum.Arkadaşlar da yavaş yavaş benden uzaklaşıyorlardı. Nazlı´yı aramaktan korkuyordum. Çünkü ararsam Nazlı diye birinin olmadığını anlayabilirdim. Bir gün dayanamayıp aradım ve her zamanki yerimizde buluştuk. Ona bir yandan başıma gelenleri anlatırken diğer yandan da çevredeki insanları süzüyordum. Yine bana gülmelerinden korkuyordum.. Eğer bana gülüyorlarsa bu Nazlı´nın olmadığını gösterecekti. Evet çevredekiinsanlar yine bana alaylı bakıyorlardı ama bu defa gülmüyorlardı. Nazlı olayı beni gün geçtikçe bitiriyordu.Bir gün anneme Nazlı´yı eve getireceğimi söyledim. Annemin gözleri kocaman oldu. Yine bir hayali eve getireceğimden korkuyordu. Ama ben kendime güveniyordum. Nazlı bir hayal değil gerçekti.Annem isteksiz olsa da benim ısrarımla kabul etti. Öbirgün Nazlı´yla buluştuk ve ona ,"Seni biraz sonra anneme götüreceğim," dedim. Nazlı çok telaşlandı. Hazırlıksız olduğunu söyledi ama ben ısrar edince kabul etti. Artık geri dönüş yoktu. Biraz sohbetin ardından eve doğru yola koyulduk. Sokağa gelip eve yaklaştığımızda son bir kez kulağına eğilip "Seni çok seviyorum," dedim. Eve geldik,kapıyı çaldım. Annemkapıyı açtığında ben önden girip ayakkabılarımı çıkardım ve Nazlı´yı içeri aldım. Anneme bakıp gözlerimle Nazlı´yı işaret ederken kalbim duracaktı sanki. Annemin gözlerindeki yaşı görünce olduğum yere yığıldım.Demek yine hayaldi...

Ama annemin ağzından çıkan şu kelimeler benim için o an bir dua kadar kutsaldı; "Hoş geldin, güzel kızım,,,"

2 Ocak 2018 Salı

SEVGİLİSİNİN DUYGUSUZ OLDUĞUNDAN YAKINANLARA BİR HİKAYE .(Okuyun ama ağlamayın)


SEVGİLİSİNİN DUYGUSUZ OLDUĞUNDAN YAKINANLARA BİR HİKAYE 

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. 
Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. 

Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. 
Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. 
Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’ 

Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. 
Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi. 
İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ’Bulutlar bizim yasayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...’ 

BULUSMA VAKTI... 

Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. 
Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. 
Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını... 

Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de 
oturdular. Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. 

’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç adam gözlerini kaçırarak ’Evet’ dedi. Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek ’Söylesene, ne diye bekliyorsun’ dedi. 

Genç adam içini çektikten sonra ’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’ diye sordu. Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi. 
Genç adam söze başladı... 
’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim. 
Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin. 
Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmıştım. 
Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin. 
Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne ’İşim yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin. Hatırladın mı?’’ 

DUYGUSALLIGI SEVMEM... 
Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum. 
Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’ diye yanıtladı. Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakici, hemşire falan olamazsın. 
’ Genç adam devam etti... 
’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç... 
Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin. 
Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun. 
Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. 
Seni tanıdığımdan beri her sabah, her akşam her gece yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz. 

’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı? 
’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden. 
Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. 
’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum. Olamazsın da... 

BIZ AYRILMALIYIZ. 
Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’ Genç kız şaşırmıştı, 
’Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.’ 
Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun. 
Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi. 
Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek 
’Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi. 
Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi. 

Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada Artık iki yabancıydılar. 
Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, ’Kalkalım istersen’ dedi. 
Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin’ diye yanıtladı. 
Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzattı. 
Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam;
’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar. 

’BEN DOGRU YAPTIM..." 
Genç adam doğru yaptığına inanıyordu. 
Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı. 
Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı. Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı. 
Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama vardı. 
Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu: 



SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM, 



HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA, 

BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM, 

BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM, 

SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, 

BIR TEK SENI SEVDIM, 

VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, 

ELVEDA BIRTANEM... 

Genç adam şaşırmıştı. Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın besinde yazmıştı. 
Heyecanla onu aradı, telefonu Yabancı bir ses açtı. 
Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi. 
Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de... 
’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti. 


Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu. 


Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini 

asmıştı....’ 




YIGILIP KALDI... 

Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. 
Bir gün önceki mide ağrısının İki katini çekiyordu simdi. 
Olduğu yerde yığılıp kaldı... 

Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede. 
Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu. 
Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş. 
O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış. 
Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. 
Geçenlerde merak ettim. 
O uyurken gönderdiği numarayı aradım. 
Numara 3 ay önce iptal edilmiş. 
Gelen mesajlarda bir şiir var. 
Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım Kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş... 


"ÇEVRENIZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSETTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEN O KADAR 

EMİN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE 

HERSEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR..." 

Güzel bi siteden alıntıdır 
 

30 Aralık 2017 Cumartesi

SEVGIYI HAKEDECEK INSAN BULMAK..


SEVGIYI HAKEDECEK INSAN BULMAK

Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile otobüse binmişti.Şoför:Soldan üçüncü sıra boş hanımefendi, dedi.Kadın 32yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi.Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti.
Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti.Asla karısını yalnız bırakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti. Günler geçiyordu.Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor,çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu.Eşinin bu içine kapanık,karamsar hali kocayı çok üzüyordu.Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu, karısı günden güne kendi içine kapanık dünyasında kayboluyordu.Bütün gün düşündü koca, nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye.Birden aklına eşinin eski işi geldi.Geri dönmesini isteyecekti.Ama bunu ona
nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi.


 Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı.Karısı dehşetle gözlerini açtı:Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi.Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu.Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca.Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi.Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti.Aksam karısına:Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi.Kadın şaşırmıştı.Bunu asla yapamayacağını söyledi.Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı.Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.


 Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor,
otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu.Günler günleri kovaladı, hiçbir problem yoktu.Yine bir gün otobüse binerken, şoför:Sizi kıskanıyorum,hanımefendi dedi.Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan,neden diye sordu.Şoför:Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi.
HERKESIN BU KADAR SEVMESI VE SEVILMESI, HEPSINDEN DE ÖNEMLISIBÖYLE BIR SEVGIYI HAK EDECEK INSANI BULMASI DILEĞIYLE...
 

29 Aralık 2017 Cuma

Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...

Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...




Biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....... Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. 

Gençtiler, çok genç... 
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... 

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... 

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... 

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. 

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...." 

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." 

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... 

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... 

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... 

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu. 

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: 

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."




Bu kadar sewebilir misin?

26 Aralık 2017 Salı

Bu suları içmek zorundamıyız..!


Damla Su gerçekleri

Ülkemizde faaliyet gösteren Damla Su CocaCola’nındır. Damla Su ile ilgili çarpıcı iddalar yapılmaktadır.

İşte Damla Su gerçekleri: PEK ÇOK RESTORANDA VEYA LOKANTADA FİKRİNİZİ SORMADAN, DAMLA SUYU GETİRİP HEMEN AÇIYORLAR…

Dün gece eve dönerken su almak üzere markete uğradım, görevliye şöyle sordum: 1,5 lt. su var mı? Ama Turkuaz/Damla dışında lütfen Turkuaz çıktığından beri bu şekilde su alıyordum artık. Para verip kötü su içmeye hiç niyetim yok!

Marketteki adamın dediklerini aynen aktarıyorum:

– Abi, ben o sudan satmıyorum. İnan ki gelen müşterilerden onda dokuzu senin söylediğin şeyi söylüyor. Peki, neden halen satıyorlar?’ diye sordum.
– Abi, Turkuaz/Damla suyu, marketlere bedava veriliyor, satarsan kara geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok. Ayrıca CocaCola satanın Turkuaz/Damla da satma zorunluluğu var, hatta Başka su sattırmamaya çalışıyorlar. Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar...

Lütfen okuyun, okutun!

Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye’de bazı şişeli içme suları doğal kaynak suyu değil. Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor, artı bu tesislerin yatırım maliyeti çok yüksek. Dolayısıyla CocaCola ne yaptı, kaynak suyu araştırmalarının maliyetlerini çok yüksek bulduğu için Bursa/Kestel ovasındaki CocaCola fabrikasında derin kuyu pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da termostan geçirip filtre ederek hem CocaCola meşrubatını hem de Türkuaz/Damla’ yı şişelemeye başladı. Türkuaz/Damla’ nın etiketinin üst ve altındaki Kahverengi şeritlere dikkat edin: Sofra İçeceği’ yazar.




Binlerce dönümlük tarım arazisinin bulunduğu ve CocaCola hariç hiçbir İsletmeye ‘derin kuyu pompası’ çakma izni verilmeyen Kestel ovasında, yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra içine bazı mineraller katıldıktan sonra Türkiye’nin en ücra kasabalarına bile satılıyor ve lıkır lıkır içiliyor. Bazı yazlık kasaba ve köylerde neredeyse Turkuaz/Damla harici içme suyu bulamazsınız çünkü dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskı bile olduğu yolunda duyumlar aldım. Turkuaz/Damla içmeye Devam edecekseniz, unutmayın, yapay bir su içiyorsunuz. Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim. Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar. İçmeyin arkadaşlar! Gönderenin Notu: Kola’nın Ülkesi’nin 1960 lı yıllarda, Özellikle ilkokul Öğrencilerine Ücretsiz süt tozu, balık yağı ve peynir yardımı yaptığını, bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakalarının görüldüğünü ve de sonraları Çocuk felci aşısının ‘rutin aşılar‘ arasına sokulduğunu, bu aşıların bizlere büyük paralarla satıldığını HATIRLAYIN VE UNUTMAYIN...

Küba gibi bir ülkenin ‘İnsan sağlığıyla ticaret olmaz’ diyerek, (ABD de bile patent aldığı) kanser aşısını, yoksul ülkelere ilacı, isteyen Ülkelere de patentini Ücretsiz verdiği, buna karşın tüm AB / ABD / İSRAİL’in yapay hastalıklarla hazinemizi ve sağlığımızı emdiklerini,batılı ülkelerin sağlık oyunlarını BİLİN VE UNUTMAYIN..

Ücretsiz’ adını bile söylemeyen bu malum firmalar, ‘Ücretsiz su veriyorlarsa‘ bunun nedenini DÜŞÜNÜN VE BULUN!!

Kaynak: http://www.2kr2.com/damla-su-gercekleri.html

24 Aralık 2017 Pazar

Kış mevsiminde ruhumuza iyi gelecek huzurlu yerler...

KIŞIN RUHUMUZA İYİ GELECEK EN GÜZEL YERLER

Şu zamanlarda içerisinde bulunduğumuz kış mevsimi hepimiz için bir güzelliğe sahiptir. Kimileri yaz tatillerini beklerken kimi de kış tatillerini iple çeker. Her mevsimin ayrı bir güzelliği olmasına rağmen kış mevsimi sanki diğerlerine göre daha farklıdır. Daha sakin ve kafa dinlemek için bir tatil arayanlara tam olarak uygun bir tatil mevsimidir diyebiliriz.


KAPADOKYA


BOLU ABANT GÖLÜ


termal kaplıcası ve doğa güzelliği ile
KIZILCAHAMAM ANKARA


BOLU MENGEN NESİLCE TATİL KÖYÜ


ILGAZ DAĞLARI




muhteşem güzellikte AMASRA


RİZE ÇAMLIHEMŞİN


SAKARYA SAPANCA


BURSA OYLAT KAPLICALARI


KOCAELİ KARTEPE


KARS SARIKAMIŞ


GEREDE ARKUT DAĞI


AĞVA



BOLU KARTALKAYA





22 Aralık 2017 Cuma

Tamamen Gerçek Hayattan Alıntı Bu Aşk Hikayesini Okurken Çok Duygulanacaksınız.


Tamamen Gerçek Hayattan Alıntı Bu Aşk Hikayesini Okurken Çok
Duygulanacak
Hüzünlenecek ve Bu Hikaye'nin Etkisinde Kalacak ve Bu Etkiyi
Üzerinizden Bir
Kaç Gün Boyunca Atamayacaksınız. Hiyakenin Konusu Bir Gençin Sonu
Ölümle
Biten Çocukluk Sevdasını Anlatıyor...


BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI

Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları
yazarken
gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana
göre
değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman
hep
ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak
istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen
yazılı
satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış
diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak
babamın
tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy
okulunda

okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam
okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak
istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı
adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi
Altınay idi

.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi
gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım
notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik
yaşımda
ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe
onsuz
tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o
bize
geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha
o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada
bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize
rica
ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı
sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine
aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha
çok
seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü
ortaokul
yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar

.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde
kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah\\\'ım o karar bize
iletildiğinde
dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı
duyguları o
da paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde
evlendirelim
diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah\\\'a şirk koşar
gibi
günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha
bırakma
demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne !
eğmiş,gülümsemiş ve
elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor
okuldan
çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir
elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya
cennet
gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi
de
bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız
yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir
cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl
yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun
benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını
bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için.
Eli
yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.

Sanırım dört
adım
atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de
geride
kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin
altında
kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim
üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi
çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir
şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeye
çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir
taş
suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde
bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan
yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım
başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize
damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye
yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse
arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.


Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...


Bu yazıyı okurken sizinde eliniz terlediyse o zaman bilin ki sizde sevdiniz….
duygulandınız hatta ağladınız ama işte kader…